Konya efsaneleri üzerinde çalisan Seyit Emiroglu’nun babasi Mehmet Bey’den dinledigi efsanede de bazi küçük farkliliklar vardir. 68 yasinda, emekli memur olan Dereli Mehmet Aga’nin anlattigi efsanede sevdalilar ayri yerlerde, fakat ayni anda dilekte bulunurlar. Gezginlerindeuğrak yerleri arasında da yer alıyor. Doğal ve geniş bir alana kurulan parkın içerisinde yemek yiyebileceğiniz yerlerde var. Ayrıca buraya gelmişken Haciveyiszade Cami'sinide ziyaret edebilirsiniz. Daha sonra Kule diye bilinen Konya'yı kuş bakışı olarak görmemizi sağlayan yere gittik. Örnekolarak Mısır’da ki ‘İbn Tolun Cami, Konya Alaaddin Cami, Selimiye Cami, Süleymaniye Cami’ gibi camilerde bu kavramı karşılamaktadır. Çalışmamızda selaattin camilerinden olan ‘Konya Selimiye Cami, ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Mevlana Külliyesindeki Mescid’i anlatacağız. Eserler Konya’nın Karatay ilçesinde Konyanın tarihi hamamlarından biri olan Şifa Sultan Hamamı, Meram ilçesinde yer alıyor. En eski Türk hamamı olarak bilinen bu eser, 1258-1283 yılları arasında Fahrettin Ali tarafından yaptırılmış. Selçuklu hamam mimarisinin güzel bir örneği olan hamam günümüzde de hizmetine devam ediyor. 12. İvriz Kaya Anıtı Karatay Konya’nın 3 merkez ilçesinden birisidir. 302.392 kişilik nüfüsu ile ülkemizdeki birçok ilden daha fazla nüfusa sahiptir. İslâm dünyasının önemli şahsiyetlerinden Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin kabri de bu ilçede yer almaktadır. İlçenin arazi yapısı genel olarak düz ve ova şeklindedir. En yüksek yeri 6UXliQ. Konya bölgesinde 1 adet küçük oteli Tatili HakkındaYüzölçümüyle Türkiye’nin en geniş şehri olan Konya, doğal güzellikleriyle her yıl yüz binlerce turisti ağırlamaktadır. Büyük bir bölümünün kırsal kesim olduğu şehirde tarımcılık ve hayvancılık faaliyetleri ön plana çıkmaktadır. Başta Mevlana olmak üzere çeşitli şair ve sanatçıların merkezi olan Konya, gençlerin de uğrak noktaları arasında yer güzellikleriyle turistlerin ilgisini çeken şehir, gezi turları açısından da tercih edilmektedir. Şehirde yer alan başlıca doğal güzellikler arasında Beyşehir Gölü, Tuz Gölü, Karapınar Çölü ve Obruk Gölü bulunmaktadır. Doğal güzelliklere yakın bölgelerde bulunan tesisleri Konya otelleri listesi sayfasından yapılarıyla da ön plana çıkmayı başaran Konya, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Yüzlerce yıllık tarihi yapıların yer aldığı şehirde pek çok müze bulunmaktadır. Şehirde yer alan başlıca tarihi yapılar arasında Mevlana Türbesi, İnce Minareli Medrese, Karatay Medresesi ve Selimiye Cami bulunmaktadır. Türkiye’nin önemli tarihi yapıları olmasıyla bilinen bu yapılar, her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret yerlerin yanı sıra eğlence açısından da tercih edilen Konya, pek çok eğlence mekanına ev sahipliği yapmaktadır. Gençlerin uğrak noktaları arasında bulunan şehir, öğrenci dostu olmasıyla da bilinmektedir. Şehirde yer alan başlıca eğlence mekanları arasında X Side Pub, Kaybeyaz Night Club ve Nazar Birahanesi bulunmaktadır. Saatlerce eğlenebileceğiniz eğlence mekanları, her bütçeye uygun olmasıyla da faaliyetleri konusunda da turistlerin ilgisini çeken şehir, çeşitli konaklama tesisleriyle ön plana çıkmaktadır. Ekonomik açıdan uygun olmasıyla da bilinen Konya otelleri, sağladığı hizmetlerle ziyaretçilerin beğenisini kazanmaktadır. Doğal ve tarihi yapılara oldukça yakın bir bölgede yer alan tesisler, gezginler tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Küçük Oteller Tatili HakkındaKüçük oteller, az oda sayısıyla üst seviye bir konforu sunan veya samimi ve mütevazı bir tatil mekânında misafirlerini ağırlayan otellerdir. Bu küçük oteller, bir yandan çok özel şekilde tasarlanmış ortamlarda ayrıcalıklı özelliklerde bir tatil isteyen bir yandan da ekonomik fiyatlarda bir tatil beklentisi bulunan misafirlerin ortak buluşma noktası oteller özellikleri bakımından ise beş yıldızlı otellerdeki odaların niteliklerini karşılayabilecek kadar konforlu odalara sahiptir. Kapasitesine göre yeteri ölçülerde kahvaltı salonları, oturma salonları gibi alanları vardır. Ayrıca yönetim odası da bulunur. Yine özellikleri açısından 24 saat oda servisi hizmeti bulunur. Küçük olmalarının haricinde çok konforlu dizayn edilmişlerdir ve yaz ya da kış mevsimi olmasına göre havalara uygun klima, soba vb. gerekli donanımlar da sahibi tarafından işletilen bu küçük otellerin başlıca avantajlarından biri, işletme sahibi olan kişi/kişilere müşterilerin her an ulaşabiliyor olmasıdır. Ayrıca bu otellerde yemek-içmek, sohbet etmek vb. durumlar hayata geçer ve ev ortamındaymış gibi bir hava hâkimdir. Bu durum da misafirler açısından bir avantajdır. Minimal bir tasarım vardır; ancak kendine has atmosferi müşterilere dingin bir ruh verir. Bir diğer artısı ise otel atmosferini müşterilerine yaşatmamaya çalışan ve daha sıcak bir atmosfer oluşturan tesisler imkânlar ile hizmet verebilen bu küçük oteller, müşterilerinin beklentilerini karşılayabilirken fiyat açısından da daha hesaplı bir maliyet ortaya çıkarıyor. Bu anlamda konaklama isteğinizi hesaplı ve ekonomik bir bütçe ile yapabileceğiniz bu tesislerde önceden yer ayırtmanız durumunda erken rezervasyon fırsatlarından da yararlanabilirsiniz. Bu sayede indirim oranlarından veya taksit seçeneklerinden de yararlanmış ve çok daha uygun fiyatlarda bir tatil satın almış olursunuz. Konya'da, kedilere duyduğu sevgi dolayısıyla "Pisili Baba" olarak da anılan Pir Esad Sultan'ın türbesinde, "Pisili Baba" ile kedisine ait olduğu rivayet edilen yan yana iki sanduka bulunuyor. Konya'da Selçuklu dönemi alimlerinden Pir Esad Sultan tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısında inşa ettirilen külliye yapılarından, yalnızca türbe günümüze ulaşmış durumda. Karamanoğulları beylerinden Musa Paşa tarafından 1440 yılında yeniden yaptırılan türbe, moloz taş ve tuğla karışımı duvarlara sahip bir yapı. Kapısı doğu yönünde yer alan türbenin kuzey, güney ve batı duvarlarının alt taraflarında ikişer büyük pencere, üst kısmında ise dört yönde birer küçük pencere bulunuyor. Türbenin ortasında, 1263 yılında vefat eden Pir Esad Sultan'a ait sanduka ve bu sandukanın sol ayak ucunda küçük bir tahta sanduka yer alıyor. Bazı kaynaklarda yer alan rivayetlere göre, bu küçük sanduka, "Pisili Baba" olarak anılan Pir Esad'ın çok sevdiği kedisine ait. Konya Vakıflar Bölge Müdürü Nurullah Osmanlı,Pir Esad'ın kedi sevgisiyle tanındığını, kaynaklarda bununla ilgili farklı rivayetlerin bulunduğunu söyledi. Pir Esad'ın, Hz. Mevlana'nın öğrencisi olarak anıldığını belirten Osmanlı, "Pir Esad Sultan, 4. Kılıçarslan dönemine tekabül 13. yüzyılın yarısında yaşamış alim bir zat. Vakfiyelerde geçen 'Seyit' lakabı, Hz. Muhammed'e dayanan bir soyu olduğunu gösteriyor. Elimizdeki bilgilerden kendisine atfedilen ve günümüze gelen iki tane vakfı var." diye konuştu. Osmanlı, Pir Esad'ın, hayvan sevgisiyle anılan bir tasavvuf büyüğü olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti "Pir Esad Sultan'ın bir kedisi var ve halk arasında da 'Pisili Sultan' lakabına sahip bir hoca, öğretmen. Toplumda da kedilere olan sevgisiyle meşhur. Kedi sevgisi o kadar fazla ki vefat ettikten sonra kedisiyle aynı türbede yer almak istediği rivayeti kaynaklarda yer alıyor. Dünyada belki de başka bir örneği olmayan özel bir durum." "Pisili Baba"nın kedisine duyduğu sevgi ve merhametin, insanlığa bir mesaj olduğunu dile getiren Osmanlı, şunları söyledi "Bizim medeniyetimiz, ecdadımız o kadar merhamet sahibi ki 'Yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin.' düsturuyla hareket ediyor. Böylelikle biz merhameti, hayvan sevgisini, canlılara, varlıklara olan sevgiyi bir büyüğümüzde örnek olarak görmekteyiz. Halk arasında 'Pisili Baba' olarak bilinen zatın, sevgisi ve merhametinin bugün insanlığa bir örnek olarak gösterilmesi gerekiyor. Burada da Hz. Muhammed'den bize kalan ve kültürümüzde yer edinen vakıf kültürüyle, insanlara örnek teşkil ettiği bir durumla karşı karşıyayız." Osmanlı, Pir Esad Sultan'ın, aslında Konyalılar tarafından çok iyi bilinen bir tasavvuf büyüğü olduğuna değindi. Pir Esad'ın örnek aldığı isimlerden birinin de sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı "Kedicik Babası" olarak anılan Ebu Hureyre olduğunu anlatan Osmanlı, "Ebu Hureyre nasıl 'kedilerin babası' olarak biliniyorsa, biz de Pir Esad'ı kedilerin sultanı olarak değerlendirebiliriz. Pisili Baba, hayvanlara ve özellikle kedisine duyduğu sevgiyle insanlığa mesaj veren bir tasavvuf büyüğümüz." diye konuştu. Osmanlı, vakıfların da kuruluş felsefesinin "Yaratılanı sev Yaradan'dan ötürü" ifadesi temelinde değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. - Hikayesiyle Türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçi ağırlıyor Türbenin çevresindeki alanda pazarcılık yapan Duran Dağlı 55, hikayesiyle türbenin çok ilgi çektiğini ve Türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçilerin geldiğini söyledi. Dağlı, türbeyi ziyarete gelenlere, türbeyi bulamadıklarında yardımcı olduğunu ve hikayesini anlattığını belirterek, "Mesela geçtiğimiz günlerde Hatay'dan gelen arkadaşlar vardı. İnegöl'den, Malatya'dan, Kayseri'den gelenler var. Bu türbe güzel bir türbe, daha çok tanınmasında fayda var. Türbenin, hikayesiyle ziyaret edilip anlatılması gerekiyor." dedi. Pazar esnafından Akgül Gözübüyük ise 15 yıldır haftada bir kez Allah rızası için türbeyi temizlediğini söyledi. Türbenin yakınlarında köftecilik yapan Mevlüt Özdemir de "Türkiye'nin dört bir yerinden burayı görmek için çıkıp geliyorlar. İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den, Van'dan çok gelen var." diye konuştu. Hürriyet Seyahat Fotoğraf Pixabay / iStock Haber Giriş 02 Ocak 2021 - 1052 02 Ocak 2021 - 1056Hepimiz Pisa Kulesi veya Tac Mahal gibi ünlü turistik yerleri biliyoruz. Ancak en hevesli gezginlerin bile duymadığı başka harika yerler var. İşte çoğu gezginin bile henüz duymadığı harika yerler…1Dünyada hâlâ keşfedilmemiş ve görülmemiş o kadar çok yer var ki, hepsini görmeye bir ömür yetmez. Ancak bazıları var ki mutlaka görülmeli. İşte onlardan bazıları…2Popeye Köyü-Malta Popeye Köyü yani nam-ı diğer Temel Reis köyü olarak bilinen köy, masallar diyarını andıran görüntüsüyle dikkatleri üzerine çekiyor. Bu harika köy Popeye isimli müzikal için kurulmuş. Film çekimlerinden sonra da yerli halk bu köye sahip çıkmış ve turizm merkezi olarak günümüze ulaştırmış. Hatta evlerin içi hâlâ filmin çekildiği zamanlardaki gibi ahşap evlerden oluşan köyü ilk gördüğünüzde gerçek olduğuna inanamayacaksınız. Küçük bir yer olan Malta’da bu köye ulaşmak gayet kolay. Eğer yolunuz Malta’ya düşerse Popeye Köyü’ne uğramadan asla dönmeyin. 4Büyük Djenne Camii-Mali Batı Afrika ülkesi olan Mali’de bulunan Djenne Camii, dünyanın en büyük kerpiç camisi olarak UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. İlginç mimari yapısıyla görenleri kendine hayran bırakan bu yapı, pek çok kişi tarafından da bilinmiyor. Dışında tutucu odunların haricinde hiçbir süs öğesi bulunmayan bu camii, bu haliyle bile dikkatleri üzerine topluyor. 5Caminin ayakta kalabilmesi için yılın belirli zamanlarında halk, güçlendirme çalışmaları yapıyor. Bölgedeki tek kerpiç yapı olmasa da en görkemli kerpiç yapı kesinlikle Büyük Djenne Camii’ Alexander-Rusya Daha çok Veba Kalesi’ olarak bilinen Fort Alexander, Baltık Denizi üzerinde yer almakta. Baltık su yolunu korumak için yapay bir ada üzerine inşa edilmiş. Kale kısa sürede veba ve diğer bakteriyel hastalıklar üzerine bir araştırma laboratuvarı haline gelmiş. Koruma amacıyla yapılan kale askeri üstten tutun, veba merkezine kadar pek çok şekilde de kullanılmış. Kalede hiçbir asker savaşmamış olsa da eşsiz görüntüsüyle caydırıcı bir unsur olarak yer alıyor. Bugün turistik cazibe merkezi olan kale, görünümüyle kendisine hayran bırakıyor. Kaleyi kış aylarında ziyaret zor olsa da yaz aylarında tekne turları ile gezmek Adası-Portekiz Burayı cennet olarak tanımlarsak asla yanılmayız. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu ada eşsiz floraya sahip. Portekiz kıyılarına yakın Azor adalarının en batı noktasında yer almakta. Tüm toprakları farklı renkte çiçeklerle kaplı olan bu ada, çiçek burnu’ olarak da biliniyor. Ayrıca doğal kaplıcalar, pirinç tarlaları, göller ve dünyaca ünlü mağaralar da burada bulunuyor. 8Derewar Fort-Pakistan Tarihi ve turistik geziler için pek de tercih edilmeyen Pakistan’da bulunan bu eşsiz yapı, çok az kişi tarafından biliniyor. Kale, Pakistan çölünden görkemli bir şekilde yükselen 40 burçtan yanı sıra yerel vatandaşların bile varlığından pek haberdar olmadığı bu hale, görenleri kendine hayran bırakıyor. Bilindik turistik yerlerin neredeyse hepsine gitmiş ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, mükemmel bir tercih olabilir. 10Marieta Adası- Meksika Bildiğiniz bütün plajları unutturacak güzellikte olan Hidden, bölgede bulunan gizli bir plaj. Bu harika plaja ancak su yoluyla ulaşabilirsiniz. Sadece su tünelleri ile ulaşım sağlanması biraz korkunç gelse de bölgeye turlar düzenleniyor. Sınırlı sayıda bilet ile gidilen plaj için yerinizi aylar öncesinden ayırtmak gerekebilir. 11Şeyh Lütfullah Camii-İran Özellikle ülkemizde gördüğümüz camilerden çok farklı olan Şeyh Lütfullah Camisi’nde minare ve avlu yok. İran mimarisinin harika bir örneği olan bu cami, 1602 ve 1619 yılları arasında inşa edilmiş. Zarif ve oldukça sıra dışı bir yapı olan cami, hiçbir zaman halkın kullanımına açılmamış. Kadınlar için ibadet vermesi sebebiyle minaresi ve avlusunun olmadığı biliniyor. 12Mostar Köprüsü-Bosna Hersek Mostar şehrinden geçen Neretva nehri üzerinde bulunan bu köprü, uzun yıllardır şehrin iki yakasını birleştiriyor. 1993 yılında savaş esnasında yıkılan bu köprü, yeniden yapılarak 2004 yılında açıldı. Yeni haliyle eskiisni aratmayan bu köprü, orijinaline sadık kalınarak yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen körü, gelen turistlerin de en büyük eğlencelerinden biri haline gelmiş. Gözü kara turistler bu köprüden nehrin serin sularına kendini bırakıyor. 14Huacachina-Peru Çöl denilince akla sadece sonsuz kum taneleri gelir. Çölün ortasında bir cenneti arındıran Huacachina, görenleri şaşkına çeviriyor. Uçsuz bucaksız çölün ortasında bir vaha şehri olan Huacachina, Peuru’nun başkenti Lima’dan yaklaşık 5 saat uzaklıkta yer alıyor. Kasabanın nüfusu yaklaşık 200 kişidir. Böylesine az insanın yaşadığı bu eşsiz çöl, son yıllarda gezginler tarafından keşfedildi. 15Bir zamanlar kutsal sayılan gölün etrafına kurulan bu köy, dünyanın en kurak bölgelerinden birinde yer alıyor. Son zamanlarda fazla turist çektiğinden konaklama ve ulaşım imkanları da oldukça Kalesi- Hindistan Birbirinden ilginç yapılara ev sahipliği yapan Hindistan’da yer alan Kumbhalgarh Kalesi, ölüm muhafızı’ olarak bilinen benzersiz duvarlarla çevrili. Gördüğü pek çok savaşa rağmen hala dimdik ayakta duran bu yapı, Çin Seddi kadar korumalı olmasına rağmen pek de bilinmiyor. Kale tam 1914 metre yükseklikte bir dağın tepesine kurulmuştur ve Hindistan’ın en güzel yapıları arasında. 17Isola Bella-İtalya Bir İtalyan adası olan Isola Bella, şüphesiz dünyanın en güzel adalarından biri. Muhteşem mimariye sahip şatosu, mağaraları, terasları bulunan bu ada aslında çok küçük bir alanı kaplıyor. 181600’lü yıllarda küçük bir balıkçı köyü olan ve işgal edildikten sonra tamamen çehresi değişen bu ada, günümüzde gezginleri ağırlıyor. Stresa’dan düzenli olarak yapılan feribot seferleri ile ulaşılan ada artık bir turistik cazibe merkezidir. 19Setenil de las Bodega-İspanya Kayanın altına kurulan bir köy olan Setenil de las Bodega, İspanya’nın güneyinde bulunuyor. Yerlilerin kayaların altındaki kasaba’ olarak adlandırdığı köy, ilk kez gidenler için biraz ürkütücü olabilir. Köyde bulunan evlerin duvarları, hatta çatıları bile kaya parçalarından oluşuyor. Kaya ile iç içe geçen bu köy, pek de bilinmiyor. Bu etkileyici köyde çok uzun yıllardır yaşam var. Kayalar köyü yazın kavurucu sıcaklardan, kışın da soğuklardan koruyor. 20Chand Baori-Hindistan Küçük bir Hint köyü olan Abhaneri’de bulunan Chand Baori, dünyanın en eski ve en derin su kuyularından biri. Tersine çevrilmiş bir piramidi andıran dev yapı, mimarisiyle görenleri hayran bırakıyor. Hangi yıllarda inşa edildiği hala tam olarak bilinmese de çok eski yıllara dayandığı biliniyor. Bulunduğu yerdeki su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilen kuyu, tam 33 metre derinliğe sahip. 1İşte hayal dünyasından bir adım öteye geçen insanların ilan ettiği o ülkeler. 2HUTT RİVER21 Nisan 1970'te Leonard Casley adında bir çiftçi tarafından Avustralya'dan ayrılarak 75 kilometrekarelik tarım toprakları üzerinde kurulan bir mikro ulustur. Batı Avustralya'da, Perth şehrinin 595 km kuzeyinde yer alan bağımsız mikro ulusun toprakları Hong Kong kıyaslanabilecek miktardadır3Prenslik, aynı zamanda Kalbarri Milli Parkı'na da yakın bir konumda bulunuyor. Leonard Casley, Northampton yakınında büyük bir çiftlik satın alır. Bölgedeki bitki örtüsü, sadece koyun veya sığır ya da sadece sığır yetiştiriciliği için uygundur. Yağmurların yeterli olduğu yıllarda, iyi beslenen koyunların yünleri bol ve kaliteli olmaktadır. Diğer çiftçilerin de aynı şekilde kaliteli yün üretmeleri sebebiyle, hedeflenen fiyata ulaşılamayıp, kar düşük kalacaktır. 4 Yeterli yağmurun olmadığı yıllarda, koyunlar iyi beslenememekte, yün nitelik ve nicelik olarak düşük olmaktadır. Leonard Casley bu durumdan kurtulmak ister. Bir sulama programı uygular ve tahıl eker. Leonard Casley'in iyi bir ürün elde ettiği ilk yılda, Batı Avustralya'nın tahıl ambarındaki diğer çiftlikler de iyi mahsul elde etmişlerdir. 5Bunun üzerine üretim miktarını kısıtlayan bir kota yasası çıkartılır. Leonard Casley gelirinin yüzde 10'unu kaybeder. Buna karşılık yasal yollarla hakkını aramak ister, fakat yargıçların yasaları değiştirme yetkileri olmaması nedeniyle kendisine yardımcı olamamalarından dolayı davaları kaybeder. 6Leonard Casley hayal kırıklığı ile Avustralya mahkemelerinde adalet arar. Avustralya Anayasasında, faydalanabileceği bir takım yasal boşluklar mevcuttur. 7Bu gerçeği Leonard Casley kullanır. 1970'de, kendisine ait tarım istasyonu ile Avustralya'dan kopar ve "Hutt River Province"i kurarak bağımsızlığını ilan Nevada eyaletinde yaşayan Kevin Baugh adındaki ABD vatandaşı, satın alıp 1977 yılında kendi cumhuriyetini ilan ettiği Molosya adını verdiği 25 bin metrekarelik toprakta 'Devlet Başkanı' olarak yaşamını sürdürüyor. Baugh, Molosya adının İspanyolca 'küçük kayalık tepe' anlamına gelen 'morro' sözcüğünden türediğini belirtiyor. 9Fantezi nitelikli bir mikro ulus olan Molosya’yı ziyaret etmek için pasaport gerekiyor ve ülkeye’ giriş yapan turistlerin pasaportuna Molosya Cumhuriyeti’ damgası vuruluyor. Molosya’nın başkanlık sarayı, tahmin edilebileceği gibi Kevin Baugh’un evi. Molosya’nın nüfusu birkaç köpek dâhil 34 kişi. 10Ülkede bir de kedi yaşıyor ama Devlet Başkanı Kevin Baugh, güvensiz ve etrafı provake edici bulduğu kediye vatandaşlık vermediğini söylüyor. Baugh, Molosya’yı 1977’de 15 yaşındayken kurmuş, 1999 yılında ise kendi başkanlığını ilan etmiş. 11Kevin Baugh, bir meclisin varlığını zorunlu kılan bir anayasası olsa da “iç karışıklıklar ve sınırın dışından gelen müdahaleler nedeniyle” diktatörlük yapmak zorunda olduğunu söylüyor. Molosya, kendi bankası, hapishanesi ve postanesinin yanı sıra; donanma, deniz akademisi, demiryolu, uzay programı oyuncak bir roketten oluşuyor, ölçüm sistemi ve milli bayramlara da sahip. Dünyada bu yerler dışında birçok ülkenin resmi olarak tanıdığı küçük ülkeler de var… İşte onlardan bazıları… 12LA BOİRİEFransa'da 2006 yılında Phillipe, Pascal ve Sebastien isimli Fransız tarihine, coğrafyasına ve politikaya meraklı 3 kafadar tarafından kurulan "konsolosluk" 7 hektarlık alanda faaliyet gösteriyor. Konaklama ve sabah kahvaltısı imkânı sunan turistik bir tesis gibi de düşünülebilecek mikro ulus, kendi takvimine ritüellerine vs. sahip. Sık sık partiler ve balolar düzenleniyor. Bu ulus eko-vatandaşlığı ve hazcılığı 40 yıl boyunca Christiania’nın yerlileri ile hükümet arasında pek çok kavgalar ve çatışmalar yaşanmış. Fakat Christianialılar davasından hiç vazgeçmemişler. Nisan 2011’de Danimarka hükümeti ile Christiania’nın geleceği hakkında görüşmeler devam ettiği için Christiania halkı geçici olarak bu bölgeyi kapatıp sonra tekrar açmışlar. 14Tüm bu zorlu mücadelelerin sonunda ise, Temmuz 2012’de resmi olarak Freetown Christiania’ Özgür Bölge Christiania kurulmuş. Avrupa Birliği’nin kurallarını reddeden, kendi kurallarını uygulayan bu bölgenin Kopenhag ile sınırları nasıl ayrılıyor? Tek bir adımla gerçekten tüm kurallar değişiyor mu? 15 Christiania’ tabelası ile bu sınırlara girdiğini ve Şu anda Avrupa Birliği’ne giriyorsunuz’ tabelası ile artık bu sınırlardan çıkıp tekrar Kopenhag’a geri döndüğünü anlıyorsunuz. Christiania’ya adım attığınızda müzik, resim gibi pek çok sanat dalının ve sporun ön planda olduğunu görebilirsiniz. 16Burada birbirinden renkli grafitilerin süslediği duvarlar, organik kafeler ve marketler, konser alanları, sanat galerileri de yer İMPARATORLUĞU Avustralya'ın Sidney şehrindeki bir apartman dairesinde George Cruickshank tarafından kurulan bir mikro devlettir. Devlet kurma fikrinin 30 yıl öncesine dayandığını dile getiren Kral George, “15 yaşında ailem bana Dünyanın gidişatını beğenmezsen kendi yolunu çiz’ diye telkinde bulundu. Önceleri siyasi parti kurmayı düşündüm. Ancak daha sonra bu fikrimden vazgeçerek iki kuzenimle kendi devletimi kurdum” der. Atlantium, Avustralya'dan bağımsız değildir. 2008 yılı verilerine göre, tüm dünyadan 1200'den fazla vatandaşı var. Fotoğraf Resmi web sitesi18ELLEOREDanimarka kıyılarındaki bir adada 1944 yılında kurulan bu mikro ulus, günümüzde, yılda bir hafta hariç tamamen ıssız. Yılda bir hafta gelip kuruluşlarını kutluyorlar. Elleore Krallığı'nın vatandaşları kendi şarkılarını, danslarını ve hatta "Cracket" denilen kendi sporlarını yaratmış durumdalar. Bu mikro ulusta konserve sardalya ve meşhur "Robinson Crusoe" kitabı her nedense yasak. Krallık tarihi Danimarka okullarında öğretiliyor ve mikro ulusun vatandaşları kimlikleriyle gurur Prensliği, İtalya topraklarının Fransız sınırına yakın bir bölgesinde bulunan bir prensliktir. Bu prenslik 954 tarihine kadar uzanıyor. Tarih boyunca birleşik İtalya'nın resmi anlamda asla bir parçası olmayan bu mikro ulus, Giorgio Carbone liderliğinde, 1963 yılından itibaren bağımsızlık iddiasını güçlü biçimde dile getirmeye başladı. Yöre halkı tarafından yönetici seçilen Carbona, "1. Giorgio" unvanıyla 2009 yılına kadar yönetimde kaldı. Luigino isimli para birimi 1994-1996 yılları arasında hiçbir hukuki geçerliliği olmamasına karşın bölge içinde kullanılmıştır. Son nüfus sayımına göre 320 vatandaşı CUMHURİYETİ 1947 yılında bir şaka olarak Fransa-İsviçre sınırında kurulan devlet, 11 kasabadan oluşuyor. 21Günümüzde kendi tasarladıkları kimlik kartları verip, resmi pullar vs. satan, popüler bir turistik cazibe Resmi adıyla Pleasant Island… Dünyanın en küçük üçüncü ülkesidir ve Güney Pasifik’te, Mikronezya’nın bir adasıdır. Nauru halkı geçimini buradaki verimli topraklarda yetişen başlıca hindistan cevizi olmak üzere tropikal meyvelerden, sebzelerden ve kuş artıklarından meydana gelen mineral bakımından çok zengin guano’ rezervlerinden sağlıyor. 23Nauru sıradan bir ülkenin aksine, şehirlerden değil bölgelerden oluşuyor. Ulaşımın gelişmemiş olması ve turistler için barınacak yerlerin yetersiz olması beklenenin aksine bu güzel ada ülkesinde turizm sektörünün pek de gelişememisine sebep olmuştur24TUVALU Büyük Okyanus’ta bulunan Tuvalu, dokuz tane mercan adasından oluşuyor. Coğrafi özelliklerinden dolayı diğer tropikal kesimlerde olduğu gibi bu iklimde de yetişen tarım ürünleri ve balıkçılık en önemli geçim kaynaklarıdır. 25Tuvalu, deniz seviyesine çok yakın bir ülke olduğu için küresel ısınmanın artması durumunda batma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan yerlerden birisidir. Böyle bir risk, bu küçük ülkeden göç miktarının fazla olmasının en büyük sebeplerindendir26SAN MARİNO Dünyanın en küçük ülkelerinden San Marino’nun bazı toprakları, ülke sınırları dışında bulunuyor. Ülkeye giden tek ulaşım karayoluyla sağlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı turizmcilik. Ayrıca futbola verdikleri önemle de tanınıyorlar. Ülke, Nisan aylarında düzenlenen Formula 1 etkinliğiyle dikkatleri üzerine çekmeyi Dünyanın en küçük ikinci ülkesi olan Monako’nun kara sınırları Fransa’yla komşu durumda. Ülkenin başkenti her ne kadar Monte Ville olsa da Monako’nun en ünlü şehri Monte Carlo’dur. Bu şehir kumarhaneleriyle tanınıyor ve ülkenin en zengin şehri konumundadır. 28Akdeniz’e kıyısı olan bu güzel liman ülkesinde yapılabilecek en güzel şey bir yat turuna çıkmak. Mimari olarak da güzel yapılara sahip olan Monako’da Palais Precier olarak bilinen Kraliyet Sarayı bulunmakta. Fotoğrafları süsleyecek mütevazi ama görkemli bir yapı...29VATİKAN Yalnızca 0,44 km2 lik yüz ölçümüyle dünyanın en küçük ülkesi olma özelliğini taşıyor. Öyle ki Vatikan, ortalama bir mahalleden bile küçük bir ülke. Mimari bakımdan çok zengin olmakla birlikte her ayın son Pazar günleri ülkeye giriş ücretsizdir. Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bu şehir ülkesinde kış mevsiminde Çarşamba günleri Papa’nın kabul günleri oluyor. Roma’nın içinde bulunan, etrafı yüksek duvarlarla çevrili bu büyülü ülke görülmeye değer. Aynı adı taşıyan ovanın batı kısmında, denizden yüksekliği 1000 metreyi pek az geçen düzlüğün batı kenarına yakın bir kesiminde yer alır. Kimler tarafından nasıl kurulduğu bilinmeyen şehrin ilk yerleşme yerinin küçük bir yükselti olan Alâeddin tepesi olduğu tahmin edilir. Konya adının Frig dilindeki Kawania'dan geldiği ve bunun Konion şekline dönüştüğü, daha sonra Roma çağında ve Bizans döneminde İkonion/İkonium olarak söylendiği belirtilir. İslâm coğrafyacılarının eserlerinde şehrin adı Kūniye قونية şeklinde geçer. Bu yazılış tarzı Türkler tarafından da benimsenmiş ve Konya olarak söylenmiştir. Bununla birlikte XIII. yüzyıla ait bilgileri de içeren Saltuknâme'deki, "Kavâniyye ki ona Konya derler" ifadesi dikkat çeker. Ayrıca XI. yüzyıldan itibaren Batı kaynaklarında İconium'dan başka Conia, Conium, Como, Cunnyo ve Konn şekillerinde de zikredilir. Tarih. Çok eski bir yerleşme yeri olan ve çevresinde İlkçağ'lara ait iskân izlerine rastlanan Konya'nın Antikçağ tarihi hakkında pek fazla bilgi yoktur. Buranın Hitit hâkimiyeti altında kaldığı, ardından Frig idaresine girdiği ve sonra da Lidyalılar tarafından ele geçirildiği sanılmaktadır. Milâttan önce VI. yüzyılın ortalarında şehir Pers hâkimiyetinde kaldı. II. Darius'un oğlu Kurus'un isyanı sırasında Yunan askerleriyle Onbinler buradan geçen Ksenephon, Konya'yı Frigler'in en doğudaki şehri olarak anar. Milâttan önce IV. yüzyılın ikinci yarısında İskender İmparatorluğu'na, onun ölümünden sonra Selefkiler'e, ardından da Bergama krallarının eline geçti. III. Attalos'un ölümü üzerine Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Roma kaynaklarında bu sırada şehrin giderek önem kazandığı kaydedilir. Hıristiyanlığın yayılışı esnasında havârilerden Pavlus'un burada ikameti şehre kutsal bir önem vermiştir. Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma şehri haline gelen Konya VII. yüzyılın ortalarından itibaren Arap ordularının hedefi oldu. Emevîler döneminde Mervân b. Muhammed Konya'yı fethetti 105/723-24. Abbâsîler zamanında Tarsus Emîri Ebû Sâbit 287 900 yılında gerçekleştirdiği bir seferde esir düşmüş ve bir süre Konya Kalesi'nde hapsedilmiş, ardından bir grup müslümanla birlikte İstanbul'a gönderilmiştir Taberî, X, 76. Bundan yedi yıl sonra Abbâsî kuvvetleri Konya'ya bir sefer düzenleyip şehri tahrip ettiler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru VI. Leon, Halife Müktefî-Billâh'a elçi gönderip zararın karşılanmasını istedi İbnü'l-Esîr, VII, 552. Abbâsî Halifesi Mutî'-Lillâh zamanında Şevval 352'de Kasım 963 Tarsus'taki garnizondan yola çıkan bir İslâm ordusu Konya'ya kadar bir sefer yaparak geri döndü İbnü'l-Esîr, VIII, 547. Ancak bu hâkimiyet geçici oldu. X. yüzyılın ikinci yarısından itibaren buraya yönelik herhangi bir akın vuku bulmadı. Türkler, Konya önlerinde ilk defa Selçuklu kumandanı Afşin ile 1069 yılında göründüler. Fakat Türk fethi, 1071 sonrasında muhtemelen 1073 yılında gerçekleşti. Konya'nın fethinin, akşam vakti şehre sokulan sığırların arasında şehre giren Türk askerlerinin kale kapısını açmasıyla gerçekleştiği rivayet edilir. Fetihten sonra kale içindeki bir kısım halk boşaltıldı; bunlar da Sille'ye giderek orada yerleşti. Kale yeniden elden geçirildi, sadece kuzeydeki ana giriş yerinde bırakıldı; boşalan kuzey kesimine elli kadar Türk ailesi yerleştirildi. Konya Kalesi, bu ilk dönemde ülke içlerini koruyan önemli bir askerî istihkâm özelliği taşımaktaydı. I. Haçlı Seferi'ne katılan ordular, Dorylaion'dan Akşehir-Konya-Ereğli yolunu takip ederek Maraş ve Göksu üzerinden Antakya'ya indiler. Selçuklular'ın İznik'i 19 Haziran 1097'de Bizans'a teslim etmesi üzerine Selçuklu hükümdar ailesi tarafından Konya başşehir olarak seçildi. Kalenin savunması güçlendirildi, asker sayısı arttırıldı. Böylece Konya, I. Haçlı Seferi'ni atlatan Anadolu Selçukluları Devleti'nin başşehri olarak önemli bir gelişim sürecine girdi. 1101 yılı Haçlı seferlerine katılan Nevers Kontu II. Guillaume'un emrindeki Fransızlar'dan oluşan ikinci ordu yol boyunca Türkler'in hücumuna mâruz kaldıysa da sonunda Konya'ya ulaşmayı başardı. Bunlar, sağlam surlara sahip şehrin kuvvetli bir Türk garnizonu tarafından müdafaa edildiğini gördüler ve gün boyunca surlara hücum ettilerse de bir sonuç alamadan şehri terkettiler. Selçuklu Sultanı Mesud ve II. Kılıcarslan dönemlerinde Konya bir kasaba olmaktan çıkıp kalabalık bir şehir hüviyetini kazanmıştı. Bizans'ın burayı geri almak ümidi ve hayali 1176 Miryokefalon Savaşı ile yok edildikten sonra Konya Haçlı tehlikesiyle karşı karşıya geldi. III. Haçlı Seferi'ne katılan Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, 17 Mayıs 1190'da II. Kılıcarslan'ın oğlu Kutbüddin Melikşah'ı yenerek sultan tarafından boşaltılmış olan Konya'ya girdi. Şehir içinde yağma ve tahribatta bulundu. Fakat burada fazla kalmayıp yoluna devam etti. Bu olayları anlatan bir kaynakta o sırada Konya'nın Almanya'daki Köln Cologne şehri kadar büyük ve zengin bir yer olduğu belirtilir. XIII. yüzyıl başlarında Konya, II. Kılıcarslan'ın oğulları arasındaki saltanat çekişmesine sahne oldu. I. Gıyâseddin Keyhusrev'in ölümünün ardından tahta çıkan I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubad dönemlerinde Konya parlak bir devir yaşadı. I. İzzeddin Keykâvus ile başlatılan yeni imar hareketi kardeşi I. Alâeddin Keykubad döneminde hızlanarak devam etti. Konya şehrine yeni mahalleler eklendi. Anadolu Selçukluları zamanında "Dârülmülk" unvanıyla anılan Konya şehrinin XII. yüzyıl sonları ile XIII. yüzyıl başlarındaki büyümesi eski savunma düzenini etkisiz durumda bıraktı. Bunun üzerine Konya şehrinin çevresine 4 km. uzunluğunda yeni sur ve burçlar yaptırıldı 1221. Surlar ortasında kaldığından önemini kaybeden Alâeddin tepesindeki kale yerine batıdaki kesimde yeni bir iç kale Ahmedek, Zindankale yaptırıldı. Bu imar hareketi, şehrin fizikî şartları ve sosyal hayatında XIX. yüzyıl ortalarına kadar etkili oldu. Konya şehrinin ikamet semtleri, çarşı pazarları, sur kapıları ve diğer özellikleri XIII. yüzyılın ikinci çeyreğindeki yeni fizikî duruma göre oluşturuldu. Şehrin kapıları oradan başlayan yolun ulaştığı şehre göre adlandırıldı Antalya, Lârende, Aksaray kapıları gibi. Kuzeye açılan Ladik Kapısı'nın adı sonradan İstanbul Kapısı olarak değişecektir. Konya şehrine yerleşmek üzere gelen yeni insanlar arasında büyük ölçüde Türkmenler olmakla birlikte bir kısım hıristiyanlar da vardı. Bunlar çoğunlukla kendi adlarıyla anılan hanlarda bir ücret ödeyerek kalıyorlardı. Rumlar şehrin fethinden beri iç kaledeki kendi mahallelerinde oturmaktaydılar. Konya'nın en canlı ve kalabalık dönemi XIII. yüzyıl ortalarındadır. Bu sırada şehirde, en iyimser bir hesapla % 10 kadarı gayri müslim olmak üzere yaklaşık nüfus bulunduğu tahmin edilir. 1243 Kösedağ Savaşı yenilgisi, ardından 1256 Sultanhanı Savaşı ve 1258'de Hülâgû'nun Yakındoğu'ya gelişinin siyasî sonuçları Konya'yı ekonomik ve sosyal bakımdan çok etkilemedi. Konya, bu yıllarda güçlü bir Ön Asya devletinin merkezi olarak âdeta milletlerarası bir ticaret şehriydi. Ancak yine de II. İzzeddin Keykâvus'un Bizans'a sığınması ile sonuçlanacak olan olaylar Konya'da yeni bir siyasî devrin başlangıcını oluşturdu. Selçuklu sultanları Moğol idarecilerinin birer siyaset aleti haline gelince Selçuklu ülkesinde olduğu gibi Konya şehrinde de Selçuklu hânedanına karşı saygı giderek azaldı. Anadolu Selçuklu hükümdarlarından Melikşah Şehinşah, II. Kılıcarslan, I. Gıyâseddin Keyhusrev, II. Süleyman Şah, III. Kılıcarslan, I. Alâeddin Keykubad, II. Gıyâseddin Keyhusrev, IV. Kılıcarslan ve III. Gıyâseddin Keyhusrev Konya'da medfundur. İlhanlı idaresinin her geçen gün kuvvetlenmesiyle esasen devletin siyasî ve ekonomik ağırlığı İç Anadolu'nun daha doğu taraflarına Kayseri ve Sivas kaymıştı. Bununla birlikte Konya, bu yıllardaki bütün siyasî ve sosyal karışıklığa rağmen canlı şehir hayatını sürdürebildi, fakat karışıklıklar nüfusta gerilemeye yol açtı. Şehir XIII. yüzyılın ikinci yarısında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile âdeta özdeşleşti. Onun vefatından sonra oğlu, torunları Konya'da önemli bir konuma geldiler. Mevlânâ Türbe ve Zâviyesi'ne vakfedilen zengin gelir kaynakları ekonomik hayatta etkili oldu. Selçuklu idaresinin İlhanlılar'a tâbi olmasının ilk zamanlarda doğrudan halk arasında bir etkisi görülmedi. Fakat Selçuklu siyasî gücünün yerini almak isteyen Karamanoğulları Konya şehrine yönelik saldırılarda bulunmaya başladılar. Bu saldırılara karşı Konya halkı iğdişbaşı önderliğinde direnmeye çalıştı. Zamanla iğdişlerin etkilerini yitirmeleri sebebiyle Konya içindeki mücadelede yeni dengeler kuruldu, Ahî önderleri ortaya çıktı ve XIV. yüzyıl başlarından itibaren Karamanoğulları'nın gücü etkisini gösterdi. Cimri Vak'ası sırasında 1277 bir süre için Konya'yı ele geçiren Karamanlılar, XIV. yüzyılın başında Konya'ya tamamıyla hâkim olup İlhanlılar'la mücadeleye giriştiler. İlhanlılar'ın Anadolu'ya gönderdiği Emîr Çoban 714'te 1314, oğlu Demirtaş ise 720 1320 ve 723'te 1323 Konya'yı Karamanlılar'dan aldı. Bu sırada şehirde Ahî önderlerinin etkili olduğu, bunların bazan Karamanoğulları'na karşı direndiği anlaşılmaktadır. Demirtaş'ın Mısır'a ilticasından sonra Konya tekrar Karamanoğulları'nın eline geçti 729/1328-29. Konya şehri bu mücadeleden olumsuz etkilendi, büyük başşehir olma özelliğini kaybetti. Şehirde XIV. yüzyıl ortalarına kadar İlhanlı yöneticileri etkili oldular. Yine de bu sıralarda Konya'yı gören İbn Battûta'nın ifadelerinden buranın hâlâ önemini koruduğu anlaşılır. 751-761 1350-1360 yılları arasında İlhanlı Devleti'nin son izlerinin de kaybolmasıyla Alâeddin Bey Konya'yı Eretnalılar'ın elinden aldı 768/1366-67 ve Karamanoğulları şehre tam anlamıyla hâkim oldu. Bu defa İlhanlı siyasî gücünün yerini doldurmak için Karamanoğulları ile Osmanoğulları arasında çekişme başladı. XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın tamamı bu çekişme ve mücadelelerle geçti. Bu sırada Konya Karamanoğulları Beyliği'nin merkezi durumuna gelmişti. Osmanlılar'la Karamanlılar arasında 1370 öncesinde oldukça iyi ilişkiler vardı. I. Murad kızını Karamanoğlu'na vermişti. Ancak İlhanlı gücünün kaybolmasıyla onun yerini alma düşüncesi bu iki ailenin ilişkilerini sertleştirdi. Osmanlılar'ın Rumeli'deki fetihleri halk arasında ilgiyle karşılanmış ve Ankara'yı ele geçirmeleri de Karamanoğulları'nı olumsuz etkilemişti. Osmanlılar'ın Germiyanoğulları ve Hamîdoğulları topraklarının bir bölümünü ele geçirmeleri dengeleri bozdu. I. Murad'ın Rumeli'de bulunduğu bir sırada Karamanoğlu Alâeddin Bey Osmanlı topraklarını vurdu. Bunun üzerine I. Murad 788'de 1386 Konya'yı kuşattı. Osmanlı askerleri Konya halkının hiçbir şeyine dokunmadılar. I. Murad, kızının da ricasıyla kendine bağlı kalmak şartıyla Karamanoğlu'na kendi diyarını bağışlayıp çekildi. Onun Kosova'da şehid olmasının 1389 ardından başta Karamanoğulları olmak üzere bütün Anadolu beyleri Osmanlı tâbiiyetinden çıktılar ve Osmanlılar aleyhine ittifak kurdular. Yıldırım Bayezid 792'de 1390 Konya üzerine yürüdü. Bu sırada Konya halkı harmanlarını dövüp buğdaylarını ambarlarına koyamadan kaleye kapanmak zorunda kalmıştı. Fakat Yıldırım Bayezid askerlerine sıkı yasaklar koyarak halka zarar gelmesini engelledi. Ardından Konya halkı kale kapılarını açtı. Yıldırım Bayezid bu sırada Konya şehrini Osmanlı idaresine aldıysa da kesin olarak şehir ancak 799'da 1397 Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Yıldırım Bayezid oğlunu Konya'da yönetici olarak bıraktı. Karaman-Osmanlı çekişmesi sonraki yıllarda da sürdü ve bu çekişmeden etkilenen şehrin nüfusu hayli azaldı. 1402 Ankara Savaşı sonunda Karaman Beyliği güçlendi ve Konya'yı yeniden ele geçirdi. Karamanlılar'ın zayıf düşen Osmanlılar'a karşı Bursa'yı hedef alan askerî hareketleri başarılı olmadı. Çelebi Mehmed 817'de 1414 Konya'ya yürüyüp Karaman kuvvetlerini dağıttı, ardından Konya ele geçirildiyse de yine Karamanoğulları'na bırakıldı. II. Murad da Konya'yı almış ve sonra anlaşma şartları uyarınca Karamanoğlu İbrâhim Bey'e geri vermişti 1437. Bu mücadelelerin ardından Fâtih Sultan Mehmed Orta Anadolu siyasetine ağırlık verdi. 871 Muharreminde Ağustos 1466 İbrâhim Bey'in ölümü üzerine Akkoyunlu ve Memlükler'in baskıları karşısında harekete geçerek 872 Ramazanında Nisan 1468 önce Konya'yı koruyan Gevele Hisarı'nı, hemen ardından da Konya'yı aldı. Buraya Manisa'da bulunan Şehzade Mustafa'yı getirtip sancak beyi tayin etti. Fâtih Sultan Mehmed Konya'nın savunma düzenini yeniledi. Gevele Kevale Kalesi'ni yıktırdı; vaktiyle şehri koruyan, fakat zamanla etkisiz durumda kalmış olan Ahmedek yeniden güçlü bir şekilde düzenlendi. Osmanlı idaresi altında Konya bir beylerbeyilik merkezi haline geldi. Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine 879 Ramazan başlarında Aralık 1474 sonları Konya'ya gönderilen ve yedi yıl kadar burada idarecilik yapan Cem Sultan şehrin Osmanlı idaresine alışmasında etkili oldu. Ardından ağabeyi II. Bayezid ile giriştiği taht mücadelesinde 1481-1482 Konya halkının desteğini aldı, fakat şehir ve halkı bu çatışmadan bir hayli zarar gördü. II. Bayezid, Cem'in yerine Konya'ya önce oğlu Abdullah'ı, onun ölümünden sonra Şehinşah'ı ve onun da ölümü üzerine torunu, Şehinşah'ın oğlu Mehmed'i gönderdi. Yavuz Sultan Selim yeğenini bertaraf edip Hemdem Paşa'yı buraya tayin etti. Konya, sonraki zamanlarda ülkenin eski Türk-İslâm geleneklerini temsil eden bir merkezi oldu. Kanûnî Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Bayezid ve ardından Selim de Konya'da sancak beyi olarak görev yapmış ve bu şehirde oturmuşlardı. Bayezid ile Selim daha sonra taht için mücadele içine girdiler ve 966'da 1559 Konya yakınlarında birbirleriyle savaştılar. Konya'da bunun ardından çok önemli bir hadise cereyan etmedi, ancak şehir zaman zaman Celâlî gruplarının hedefi oldu. XVII. yüzyıl ortalarında İpşir Mustafa Paşa'nın kalabalık kapı halkı şehir yakınlarında konakladı. Daha sonra uzun süre sakin bir dönem yaşandı. XVIII. yüzyılda 1132'lerden 1720 itibaren Konya'da âyanlar mücadelesi başladı. Gaffarzâde ve Mühürdarzâde adlı iki âyan ailesi arasındaki çekişme 1740'larda Konya'yı oldukça etkiledi. 1832'de Anadolu'ya giren Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrâhim Paşa idaresindeki Mısır kuvvetleri Konya'yı işgal etti 21 Aralık 1832. Yapılan Kütahya Antlaşması ile de burayı boşaltıp Toroslar'a çekildi. Konya, I. Dünya Savaşı'nda cephelere uzak olmakla birlikte bu uzun savaşın zararlarından etkilendi. Nisan 1919'da Konya'ya gelen bir İtalyan birliği 11-12 Mart 1920'de geri çekildi. Millî Mücadele yıllarında başka bir işgale uğramadı. Ancak burada bu mücadele sırasında bazı hareketlenmeler görüldü. En önemli muhalefet hareketi 1920 Ekiminde ortaya çıktı. İsyan Ankara hükümetinin gönderdiği kuvvetlerce bastırıldı. 1922'de Konya, Büyük Taarruz için yapılan hazırlıklarda önemli rol oynadı. Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanmasının ardından Konya bir il merkezi olarak sürekli gelişen şehirler içindeki yerini aldı. Fizikî Yapı ve Nüfus. Antikçağ'lardan beri bir yerleşim yeri olma özelliğini sürdüren Konya'nın bugünkü şeklinin belirlenmesi Selçuklu dönemine rastlar. Bizans hâkimiyeti altında surlarla çevrili az nüfuslu bir şehir olan Konya, Türkler'in burayı almasından sonra gelişme gösterdi. Selçuklular'ın merkezi olması da bu büyümeyi hızlandırdı. Daha bu dönemlerde şehir surlarının doğu ve güneyinde yeni yerleşme yerleri ortaya çıkmıştı. Şehirde çarşı ile ikamet yerleri birbirinden ayrıydı. Özellikle XIII. yüzyılda cami ve mescidleri, ticaretin yoğunlaştığı çarşıları, hanları, hamamları, eğitim kurumları, dârüşşifâsı, imaretleri, eğlence mahalleriyle Konya bir devlet merkezi olarak büyük bir metropol durumundaydı. XIII. yüzyıla ait kaynaklarda bu sıralarda Konya'da on bir kadar mahallenin adına rastlanmaktadır. Bunlar iç kalede ve sur dışında yer alıyordu. Muhtemelen toplam mahalle sayısı kırkelli arasında idi. XIV ve XV. yüzyıllardaki siyasî çekişmeler Konya'yı olumsuz yönde etkiledi. Halkın bir bölümü şehri terketti ve Konya, Alâeddin Keykubad dönemi surlarının içinde kalan bir yerleşme yeri haline geldi. Nitekim burayla ilgili ilk Osmanlı tahrirleri, XVI. yüzyıl Konyası'nın fizikî durumunun önceki parlak dönemlere göre gerilemiş olduğunu ortaya koyar. Tahminen 1518 tarihli olan tahrir defterine göre Konya'da doksan bir mahalle bulunuyordu. XVI. yüzyılın ortalarında ise bu sayı doksan yedi idi. 1584'te mahalle sayısının 120'ye ulaşmış olması nüfus artışıyla paralellik arzeder. 1518'de en kalabalık mahalle Mevlânâ Türbesi etrafındaki Türbe-i Celâliyye mahallesiydi ve seksen dört nefer nüfusa sahipti, diğerlerinde genellikle otuz neferin altında nüfus vardı. Ancak XVI. yüzyılın ikinci yarısında nüfusta giderek bir artış olduğu, buna bağlı olarak fizikî açıdan da gelişme meydana geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim 1584 tahririne göre Konya nüfusunda bu yüzyılın ilk çeyreğine nisbetle hem mahalle sayısı hem nüfus yoğunluğu bakımından önemli bir artış olmuştu. Şehirdeki mahallelerin genellikle hemen hepsinin nüfusu arttığı gibi birçok yeni mahalle de ortaya çıkmıştı. Bunlar Ahmed Dede, Alaca Mescid, Câfer Hoca, Cedîd, Cüllâh Hüseyin, Çanlak, Değirmenderesi, Fakih Dede, Hacı Emrullah, Hacı Memi Mescidi, Hacı Velî, Hoca Fakih Sultan, Karakayış, Kerim Dede, Kurdoğlu Mescidi, Lâl Paşa, Latif Çelebi, Mûsâ Baba, Müştak, Pîr Ebi, Sadırlar Şeyh Sâdi, Sedirler, Sarı Yâkub, Sinan Çelebi Camii, Tarhana, Uluırmak mahalleleriydi. Konya şehri sonraki yüzyıllarda yavaş da olsa gelişmesini sürdürdü. Özellikle şehir doğuya, gittikçe ziraat alanı halini alan eski göl zeminine doğru yayıldı. Şehrin bu yeni mahallelerine bilhassa ziraat ve hayvancılıkla uğraşanlar yerleşti. Konya şehrinin nüfusuna ait ilk esaslı kayıtlar XVI. yüzyıla aittir. Bu yüzyılın başlarında 1520'lerde Konya şehrinin nüfusu 6200 dolaylarındadır. 1575'lerde civarında hesaplanan nüfus 1584'te 3289 hâneye yani yaklaşık çıkmıştır. Bundan anlaşıldığı kadarıyla Konya Anadolu'nun büyük sayılabilecek şehirleri arasında yer almaktaydı. Konya şehri nüfusunun bir özelliği şehirde eskiden mevcut gayri müslimlerin azalmış olmasıdır. Bir devlet merkezi olduğundan Selçuklu ve hatta geç Karamanoğulları devrinde Konya'da bir miktar gayri müslim bulunmaktaydı. Halbuki XVI. yüzyıl kayıtları sadece bir "Gebran" yani hıristiyan mahallesine işaret eder. Bunların nüfusları yirmi iki hâne iken yüzyılın ortalarında elli iki nefere çıkmıştı. Bu arada şehirde beş nefer yahudinin de yaşadığı belirtilmişti. Bu dönemde özellikle Mevlânâ Vakfı başta olmak üzere birçok vakıf, nüfusun toplanmasında nisbî de olsa rol oynamıştır. 1596 yıllarında Mevlânâ vakıflarından geçimini sağlayanların sayısı 200 aileden çoktu. Tahrir defterlerinde sadece Türbe-i Celâliyye adıyla geçen mahallenin şehrin en kalabalık yerleşme yeri olması bununla da ilgilidir. Bu vakıftan geçimini temin edenler şehir halkının hemen hemen % 5'ini teşkil etmektedir. Konya, Osmanlı devrinde XVII. yüzyıl sonrasında Selçuklu dönemindeki gibi bir devlet merkezi olarak değil, aynı zamanda çok geniş bir çevrenin ihtiyaçlarını karşılayan bir sanayi üretim merkezi ve pazar şehri olmuştur. İstanbul'dan güneydeki Osmanlı topraklarına giden yol üzerinde oluşu da şehrin gelişmesini olumlu yönde etkilemiştir. Bu yüzyıllarda yavaş da olsa şehre yeni mahalleler eklenmiştir. Bununla birlikte çöken veya atılım imkânı kaybolan bazı vakıflar ortadan kalkmıştır. XVII. yüzyılın ortalarında 108 mahallesi olan şehir XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde 140 mahalleye sahipti. Bu son dönemde buraya yönelik göçler sonucu özellikle Konya'nın dışında yeni mahalleler oluştu. Yine XVII. yüzyılda üç bölüme ayrılmış olan İçkale mahallesi, XVIII. yüzyıl başlarında nüfus terkibindeki değişme sonucunda bir bütün halinde resmî kayıtlarda yer aldı. Burada gayri müslim nüfusla müslüman nüfus ayırımı kalmamış, her iki grup karışık olarak zikredilmişti. XVII. yüzyılın ikinci yarısında dolayında olan nüfus XVIII. yüzyıl ortalarına doğru dolayına ulaşmıştır. 1602 Eylül ayının sonlarında çevresi kargaşa içinde olan Konya'ya gelen Yûsuf Paşa şehri ve bu arada Alâeddin Türbesi'ni ziyaret etmiştir. Onun yolculuğunu yazan Muhlisî, türbe içinde sultanların silâhlarının ve savaş aletlerinin durduğunu söylemekte, bunları uzunca anlatmaktadır. 1648'de Konya'ya gelen Evliya Çelebi'nin yazdıkları da Konya hakkında açıklayıcı bilgiler verir. Ancak Evliya Çelebi erken bir zamanda Konya'yı gördüğünden daha sonraki tarihlerde yazdıklarına göre bu kısımda fazla ayrıntıya girmez. Kâtib Çelebi'nin hemen aynı tarihlerde kaleme aldığı Cihannümâ'da yazdıklarına ise daha eski dönemlerin bilgileri Kazvînî gibi karışmıştır. Şehrin coğrafî tavsifini yapan Kâtib Çelebi surlardan, kaleden, Mevlânâ Türbesi'nden bahseder, ancak o sıralardaki şehrin fizikî özelliklerine ve nüfus yapısına temas etmez. Konya'daki sosyal hayat bir şehrin olağan şartlarında sürmüş, Selçuklu döneminin köklendirdiği gelenekler XIX. yüzyıla kadar yaşamıştır. Bu arada bazı küçük kayıtlar da dikkati çekmektedir. Meselâ 1705 yılında Konya'ya gelen seyyah Paul Lucas şehirdeki bir toplu eğlenceyi tasvir eder, bunun bir şehzadenin doğumu vesilesiyle olduğunu belirtir. Ona göre şehrin esnafı bayraklarıyla caddelerden geçmiştir. Konya, Anadolu'nun hemen merkezinde ve ana yol üzerinde bulunduğundan birçok Osmanlı padişahı seferlere giderken buradan geçmiştir. Yavuz Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman, II. Selim ve IV. Murad Konya'yı görüp Mevlânâ Türbesi'ni ziyaret etmişlerdir. IV. Murad, gelişi sırasında Ahmedek'e atla girdiğinde dizdarın sert uyarısına bile mâruz kalmıştır. XIII. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren şehir yeni yapılan surlarının içinde oluşan çarşı düzeniyle dikkati çekmiş ve ticarî bakımdan önemli bir merkez olarak görülmüştür. Bu çarşıdaki üreticiler ve satıcılar, XIII. yüzyıl sonları ile XIV. yüzyıl boyunca devam edecek karışıklıklardan olumsuz şekilde etkilenmiş olmalıdır. Bu aynı zamanda Konya şehrinin de küçülmesi demekti. Konya halkının en büyük kesimini esnaf oluşturuyordu. Esnafın, Konya'nın yönetim merkezi olması özelliğini kaybetmesiyle daha XIV. yüzyılın ilk yarısında görülen değişimi sonraki yıllarda da etkisini sürdürmüştür. Daha XIII. yüzyılda Konya'da geleneksel otuz iki esnaf dalı ve bunların her birinin şeyh, yiğitbaşı veya kethüdâları mevcuttu. Bunların seçimi kendi iç kurallarına göre yapılıyordu. Selçuklular devrinden itibaren görülen esnaf, şehrin ve geniş çevresinin her türlü ihtiyacını karşılayacak üretimi yapardı. XVII. yüzyıla ait kayıtlara göre Konya'da esnaf yoğun olarak bakkal, ayakkabıcı, bezci, terzi, kuyumcu, kalaycı, dokumacı, attar, keçeci, inşaat ustası, fırıncı, berber, kasap, demirci, ipek imalâtçısı, kahveci, nalbant, kürkçü gibi meslek dallarında toplanmıştı. Konya'da geleneksel Türk-İslâm şehirlerinde pek rastlanmayan yeni bir esnaf dalı Çiftçiler Kethüdâlığı'dır ve 1722'den 1761'e kadar dokuz kişi kethüdâ olmuştur. Kuyumcular da Konya'nın en eski ve köklü esnaf dalları arasında olup Şeyh Selâhaddîn-i Zerkûb'dan ö. 656/1258 itibaren bilinir. Konya'da ayrıca hacamatçılar, cambazlar, deveciler, katırcılar da vardır. Zamanla Türk-İslâm şehrinin geleneksel otuz iki esnaf dalı gittikçe gelişmiş, mesleklerin ayrılması ile esnaf dalları artmış, geleneksel düzenin son senelerinde yani 1845'te ise kırk yediye çıkmıştır. Konya çarşıları halk arasında daha değişik adlarla da anılmaktadır. Daha XIII. yüzyılda adları bilinen bazı çarşılara XIX. yüzyılda Muhacir Pazarı ile Kadınlar Pazarı da katılmıştı. Şehrin iktisadî hayatındaki yeni özellikler sebebiyle esnaf aynı zamanda ziraat ve hayvancılıkla da meşgul oluyordu. Bir başka deyişle yakın zamanlara 1970 kadar hemen her evin bir ineği, birkaç yararlı hayvanı ve Meram'da bağı bulunuyordu. Ayrıca şehir civarında tarlası olanlar da az değildi. Halkın diğer önemli bir geçim kaynağı da güherçile toplanması idi. Selçuklu devlet merkezi olmasından başka bir ticaret yeri olduğundan Konya'da XII. yüzyıldan itibaren sikke de kesilmiştir. XIX. yüzyıl sonlarında salnâmeler darphânenin Alâeddin Camii'nin yanında İçkale'de olduğunu belirtir. Altın para kesimine göre Konya şehrinin en parlak devri 1230-1270 yılları arasıdır. Konya'da İlhanlılar'a ait para kesilmesi 1345'te bile görülmüştür. Karamanoğulları'nın sikkeleri XIV. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmakta, XV. yüzyıl başlarından itibaren artmaktadır. Konya Darphânesi'nde Osmanlı idaresinin ilk zamanlarından başlayarak 875/1470 XVI. yüzyıl sonlarına kadar akçe kesimi sürmüştür. Tanzimat'la başlayan dönemde Konya olumsuzlukları daha geç duymuş bir şehir olarak dikkati çeker. Bunda şehrin gelir kaynaklarının önemli ölçüde vakıflara dayanmasının payı büyüktür. Osmanlı idaresi görünüşte vakıflara dokunmamakla birlikte Evkāf-ı Hümâyun Nezâreti'nin kurulmasının olumsuz ve olumlu sonuçları Konya halkını da etkilemiştir. Şehir içindeki vakıf ev veya yerlerin sahipsizliği sebebiyle buralarda insanlar kalamamış, şehir âdeta surların dışındaki alanlarda özellikle doğu, kuzeydoğu ve güneydoğu kesiminde gelişmişti. Buraları aynı zamanda ziraata ve hayvancılık yapmaya da elverişliydi. Bu arada şehrin batı kesimindeki mahallelerde oturanların meselâ Beyhekim mahallesi XIX. yüzyıl ortalarında büyük ölçüde bağcılıkla uğraştıkları anlaşılmaktadır. 1839 yılında Anadolu'yu gezen William Francis Ainsworth Konya'nın Ankara, Kastamonu ve Kayseri'ye göre harap bir durumda bulunduğunu yazar. Yüzyılın ortalarında Heinrich Kiepert, seyyah gözlemcilerin şehir nüfusuyla ilgili yazdıklarını göz önüne alarak buranın nüfusu ile büyük şehirlerden biri olduğunu belirtir. Gerçi Konya seyyahlar tarafından yüzyılın ilk yarısında Cohen-1833, Aucher-1835, Beaujour-1820, Kinneir-1813; Wrontshenko-1834, Chesney-1832 ve Fischer-1838 nüfuslu olarak belirtilir. Dolayısıyla 1834'te 6800 hâne yani nüfus olarak gösterilmesi mübalağalı sayılmaz. Murray rehberinin 1845 tarihli basımında verilen bilgiler o yıllardaki Konya'yı çok iyi bir şekilde tanımlar. Ona göre surlarla çevrili olan Konya'nın surların dışında kalan bölgesi de kasabanın içi kadar kalabalıktır. Konya'da en önemli yapı Mevlevî dervişlerinin başı olan Mevlânâ'nın türbesidir. Çarşılar ve evlerin dikkate değer özellikleri yoktur. Rum topluluğunun başında bir papaz olmasına rağmen kilise âyinlerinde Rumca kullanılmaz, dualar Türkçe yapılır ve dua kitapları Türkçe basılmıştır. Konya idaresi paşalıktır. Konya bahçeler ve meyve ağaçları bakımından zengindir. Ayrıca bol miktarda hububat ve keten yetişir; halı dokumacılığı önemlidir, renkli mavi ve sarı derileri kervanlarla İzmir'e gönderilir. 1841 yılında Konya şehrinde 5471 müslüman, altmış sekiz Rum, 136 Ermeni hânesi vardı. 1847'de 5692 müslüman, altmış altı Rum, 133 Ermeni hâne tesbit edilmişti. Gayri müslimlerin büyük kısmı 1826 sonrasında etraftaki şehirlerden gelip yerleşmişti. 1870 öncesinin bilgilerini yansıtan 1873 salnâmesinde şehirdeki hâne sayısı 7440 olup erkek nüfus vardı. 1881'de hâne sayısı 7480 müslüman, 265 Rum ve on Ermeni olmak üzere 7755 idi. Şehrin nüfusu XIX. yüzyılın ilk yarısında diyenler de olmakla birlikte genellikle kabul edilmiştir. Fakat Vital Cuinet'nin verdiği rakamı daha sonra genel bir kabul görmüştür. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şehrin nüfusu dışarıdan gelenlerle daha da artmıştır. 1885 yılında Konya'nın 143 mahallesi bulunuyordu. Konya son nüfus akınına Millî Mücadele yıllarında uğramıştır. Önemli yolların kavşak noktasında yer alan Konya'ya 28 Temmuz 1896'da ulaşan demiryolu hem nüfusun artmasında hem ticarî faaliyetin yoğunlaşmasında etkili olmuştur. Bunun da etkisiyle Konya'da makineli ziraata geçilmesi erken bir tarihte gerçekleşmiştir. Ayrıca demiryolunun gelişi şehrin o yöne doğru gelişmesini etkilemiş, istasyonla şehir arasında bir tramvay hattı yapılarak işletmeye açılmıştır. Demiryolu şehrin ekonomik hayatına bir canlılık getirmiştir. Konya çevresinde hububat üretimi artmış, diğer ziraî mahsul de değer kazanmaya başlamıştır. Bu arada yeni hayat şartlarının gerektirdiği ithal eşya bu sayede Konya'ya gelmiştir. XX. yüzyılın başında, Konya, İç Anadolu'nun en büyük şehri ve faal ticaret merkezi durumundaydı. Konya Osmanlı hâkimiyeti altında Karaman Beylerbeyiliği'nin merkeziydi. Beylerbeyilik Konya, Lârende, Seydişehir-Bozkır, Beyşehir, Akşehir, Ilgın, Niğde-Şücâeddin-Anduğu, Ürgüp, Ereğli, Aksaray ve Koçhisar adlı idarî birimlerden oluşuyordu. XVI. yüzyılda ise Konya, Belviran, Çimen, Akşehir, Ilgın, Niğde, Anduğu, Ürgüp, Ereğli, Aksaray, Koçhisar, Kayseri, Ermenek ve Mut buraya bağlıydı. XVI. yüzyıl sonlarında Karaman Beylerbeyiliği Konya, Niğde, Aksaray, Beyşehir, Kırşehir, Kayseri ve Akşehir sancaklarından oluşuyordu. Konya sancağında ise Ereğli, Eski İl, Aladağ, İnsuyu, Bayburt, Bargir, Pirlagunda, Belviran, Hatunsaray, Gaferyat, Karış, Lârende, Mahmutlar, Lazkiye gibi kazalar bulunuyordu. 1730'da burası on üç kazadan meydana geliyordu. 1831'de Karaman eyaleti Konya merkez olmak üzere yedi livâya sahipti. 1847'de Konya, Hamîd, Teke, Alâiye, İç İl ve Nevşehir'den oluşan eyalet 1867 düzenlemesinde Konya, İç İl, Niğde, Isparta ve Teke livâlarından meydana gelmişti. 1877'de Hamîd, Teke, Niğde, Burdur buraya bağlıydı. 1892'de bu durumunu korudu. Vital Cuinet burada beş sancak, otuz kaza, yirmi yedi nahiye, 1967 köy olduğunu yazar. Bu yıllarda Konya merkez sancağına Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Ilgın, Bozkır, Karaman, Hâdim, Ereğli, Karapınar ve Koçhisar bağlıydı. 1918'de Karaman vilâyeti Merkez-Konya, Burdur ve Hamîd sancaklarından oluşuyordu. Merkez sancakta ise on kaza mevcuttu. Kaynak Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

küçük konya olarak bilinen yer